DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Allah’tan korkmadan, devletten çekinmeden örgütlü soygun çarkı kurmuşlar”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TBMM’de Yeni Yol Grubu toplantısında yaptığı konuşmada fon dolandırıcılığı iddiaları, ekonomi yönetimi, enflasyon, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ve Mekke Anlaşması hakkında açıklamalarda bulundu. Babacan, piyasa aktörleri, bürokrasi ve siyasi iktidar arasındaki ilişkilerin araştırılmasını isterken, “Bize yetkiyi verin, bu fon dolandırıcılığı yapanlardan kaçırdıkları paraları söke söke alacağız.” dedi. Babacan’ın denetim mekanizmalarına, Türk lirasının değer kaybına ve Meclis’e sunulan anlaşmaya yönelik eleştirileri konuşmasında öne çıktı.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 4 Kasım 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlenen Yeni Yol Grubu haftalık toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fon dolandırıcılığı iddialarının siyasi ve bürokratik bağlantılarının araştırılması gerektiğini belirten Babacan, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin denetim mekanizmalarını işlemez hâle getirdiğini savundu.
Babacan, fon dolandırıcılığına ilişkin iddiaların ortaya çıkmasının üzerinden bir buçuk ay geçmesine rağmen kamuoyunun yanıt beklediği sorular bulunduğunu ifade ederek, “Allah’tan korkmadan, milletten utanmadan, devletten çekinmeden örgütlü ve kalıcı bir soygun çarkı kurmuşlar.” dedi.
“15 Dakikada Alarm Veren Sistem 15 Ay Boyunca Neden İşlemedi?”
Borsa İstanbul’un şüpheli işlemleri kısa sürede tespit edebilecek teknolojik altyapıya sahip olduğunu hatırlatan Babacan, dolandırıcılık iddialarının uzun süre devam etmesinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Babacan, “Birileri dolandırıcılık yaparsa 15 dakikada sistem alarm veriyor. Ekranda kırmızı ışıklar yanmaya başlıyor. Ya öyle de bu dolandırıcılık değil 15 dakika, değil 15 gün, 15 aydan fazla devam etmiş. Nasıl olmuş da kimse farkına varmamış? 15 ayda değil bilgisayar ekranlarında yanan kırmızı noktalar, Borsa İstanbul binasının baştan aşağıya kırmızıya boyanması gerekirdi.” ifadelerini kullandı.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Borsa İstanbul’un sorumluluklarına ilişkin sorular yönelten Babacan, şunları kaydetti:
“Borsa İstanbul bu şüpheli işlemleri SPK’ya bildirmiş mi? Yoksa birileri o kırmızı ışıkları alttan alta söndürmüş mü? SPK’ya bilgi verildiyse SPK neden harekete geçmemiş? Bu dolandırıcılığı kimler örtbas etmiş? Kimler bu şebekeyi kurmuş, yıllarca işletmiş?”
Babacan, söz konusu işlemleri gerçekleştiren kişilerin siyasi koruma altında oldukları izlenimini oluşturduklarını öne sürerek, “Siyasi iradenin en tepesi benim arkamda. Hiç kimse bana dokunamaz. Dokunanın da eli yanar.” algısının ortaya çıktığını savundu.
“İktidar Bu Fon Soygununu Çözemez”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sorunların “bir cerrah titizliğiyle” çözüleceği yönündeki açıklamasına değinen Babacan, mevcut yönetimin iddiaların üzerine yeterince gidemeyeceğini ileri sürdü.
Babacan, “İktidar bu fon soygununu çözemez, çözemiyor arkadaşlar. Mümkün olmayacak, göreceksiniz. Çünkü bu siyasi iktidarın kendi içinden ve kendi onayıyla kurulmuş bir yapı, dikkat edin. Cerrah titizliğiyle çözeceğiz diyorlar. Ya insan kendine neşter vuramaz, kendi kolunu kesemez, kişi kendisine kalp ameliyatı yapamaz.” dedi.
Sorunun kişilerden bağımsız olarak yönetim sisteminden kaynaklandığını savunan Babacan, “Bu ortaya çıkan hadise en başında da sistem sorunudur. Ve sistem düzelmeden bakın Ahmet gider, Mehmet gelir ama bu düzen aynen devam eder.” değerlendirmesinde bulundu.
“Erdoğan Artık Bu İşin Altından Kalkamamaktadır”
Fon dolandırıcılığı iddiaları kapsamında hakkında işlem yapılan ve görevden alınan isimlerin önemli bölümünün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından görevlendirildiğini belirten Babacan, iktidarın yönetme kapasitesini kaybettiğini savundu.
Babacan, “Bu iktidar artık bu ülkeyi yönetme kabiliyetini yitirmiştir. Bu yorgun iktidar bu aziz milletin sırtında artık yüktür. Milletimiz bu yükü çekmek zorunda değildir. Tüm yetkiyi kendi elinde toplayan Sayın Erdoğan artık bu işin altından kalkamamaktadır.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte kullandığı “siyasette hücre yenilenmesi” ifadesine gönderme yapan Babacan, “Sayın Erdoğan, başında olduğunuz sistem ve yönetim anlayışı enfekte oldu. Hatta ve hatta kangrene dönüştü. Türkiye siyasetinde hücre yenilenmesi artık farz-ı ayn oldu.” diye konuştu.
“Yaşadığımız Bir Yönetim Sisteminin Çöküşüdür”
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ni eleştiren Babacan, ekonomik alanda ortaya çıkan sorunların devlet kurumlarının denetim kapasitesiyle doğrudan ilişkili olduğunu ileri sürdü.
Babacan, “Yönetim sistemleri asıl sınavlarını böyle büyük felaket anlarında verir. Yaşadığımız aslında sadece piyasalarda yaşanan bir çöküş değildir. Yaşadığımız, bir yönetim sisteminin devletin bütün kurumlarını yerle yeksan edişinin resmidir.” dedi.
Denetim ve kontrol mekanizmalarının zayıfladığını savunan Babacan, “86 milyonluk koskoca bir ülkeyi tek bir kişi, tek bir imzayla yönetmeye kalkarsa olacak olan budur. Türkiye gibi büyük ve dünyayla entegre bir ülkeyi kurumsal mekanizmaları felç ederek, hukuku yok sayarak yönetemezsiniz.” ifadelerini kullandı.
Babacan, kurumsal mekanizmaların etkisizleşmesinin kamu gücünü kullanarak kişisel çıkar sağlamaya çalışan yapılara alan açtığını ileri sürdü.
“Şer Üçgeninin Siyasi İktidar Köşesine İlişen Yok”
Fon dolandırıcılığı iddialarının yalnızca finans piyasalarındaki kişilerle sınırlı olmadığını savunan Babacan, piyasa aktörleri, bürokrasi ve siyasi iktidar arasında bağlantılar bulunduğu iddiasını yineledi.
Babacan, “Hep söylüyorum, bu kadar büyük bir dolandırıcılık hadisesi bu kadar uzun bir süre devam ettiyse bürokrasi içinden ve siyasi iktidar içinden kesinlikle destek almış demektir. Belli ki piyasa aktörleri, bürokrasi ve siyasi iktidar içinden insanlar örgütlü bir şekilde bu suçu işlemişler.” dedi.
Soruşturmaların siyasi bağlantıları da kapsaması gerektiğini belirten Babacan, “Hep karşımıza çıkan o şer üçgeni yine devrede. Ancak dikkat edin, bu şer üçgeninin sadece iki köşesine operasyonlar yapılıyor. Piyasa aktörleri ve bürokrasi köşesine. Üçgenin siyasi iktidar köşesine ilişen yok. Bu böyle olmaz.” ifadelerini kullandı.
“Çalınan Paraları Söke Söke Alacağız”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, iktidara gelmeleri hâlinde fon dolandırıcılığı nedeniyle mağdur olduğunu belirttiği yatırımcıların zararlarının karşılanması için çalışacaklarını söyledi.
Geçmişte İmar Bankası sürecinde yürütülen tahsilat çalışmalarını hatırlatan Babacan, şu ifadeleri kullandı:
“Ey milletim! Biz buradan hepinize söz veriyoruz. Bize yetkiyi verin. Geçmişte hırsızların çaldıklarını nasıl burunlarından fitil fitil getirip tahsil ettiysek yine aynısını yapacağız evelallah. Diyorum ya, yapılmışı var.”
Hukuki süreçlerde siyasi kimliğe göre ayrım yapılmayacağını vurgulayan Babacan, “Buradan söz veriyorum, biz haksızlığı yapanın kimliğine bakmayacağız. Hakkı yenenin hangi partiye oy verdiğini sormayacağız. Çünkü kul hakkının partisi olmaz.” dedi.
Babacan, “Nasıl İmar Bankası’nda dolandırıcılık yapanlardan paraları çatır çatır tahsil ettiysek, bu fon dolandırıcılığı yapanlardan da o kaçırdıkları paraları söke söke alacağız. Dolandırıcılardan tahsil edeceğiz, o hak sahiplerine ödeyeceğiz inşallah. Bu işin peşini bırakmayacağız. Hesabını soracağız.” diye konuştu.
“Tüyü Bitmemiş Yetimin Hakkı Peşkeş Çekilirken Ne Yapıyordunuz?”
Fon dolandırıcılığı iddialarının siyasi sorumluluk boyutuna dikkat çeken Babacan, iktidara yönelik eleştirilerini sürdürdü.
Babacan, “Artık lağım patladı. Kanalizasyon taştı. Artık pislik yerin altındaki borulara sığmamaya başladı.” benzetmesinde bulunarak kamu kaynaklarının korunması konusunda iktidarın hesap vermesi gerektiğini savundu.
Babacan, “Ey iktidardakiler, sizlere sesleniyorum: Hak, hukuk, helal, haram kavramları bu kadar karışmışken, tüyü bitmemiş yetimin hakkı dünkü yetmelere peşkeş çekilirken siz oralarda ne yapıyordunuz Allah aşkına?” diye sordu.
İktidarın sorumluluktan kaçamayacağını ifade eden Babacan, “Beşeri adaletten kaçmaya çalışıyorsunuz ama ilahi adaletten kaçışınız mümkün değil.” dedi.
“AK Parti’ye Destek Veren İnsanların Hayallerini Yerle Bir Ettiniz”
Fon dolandırıcılığı iddialarının AK Parti seçmenleri üzerinde de olumsuz etki oluşturduğunu savunan Babacan, siyasi sorumluluğun açık biçimde ortaya konulması gerektiğini belirtti.
Babacan, “Yıllarca size güvenip size destek vermiş samimi insanların başlarını öne eğdirmeye ne hakkınız var sizin? AK Parti’ye şöyle ya da böyle destek vermiş ve desteğini de alenen konu komşusuna söyleyen, aleni bir şekilde ‘Ben destek verdim, AK Partiliyim.’ diyen koskoca bir camiaya siz leke sürdünüz.” ifadelerini kullandı.
Sorumluların açıklanmasının önemine değinen Babacan, “Siz bu temiz insanların dünyalarını yıktınız. Hayallerini yerle bir ettiniz. Suçluyu alenen ifşa etmezseniz herkesi töhmet altında bırakırsınız.” dedi.
“10 Yıldır Enflasyonu Tek Haneye İndiremiyorsunuz”
Konuşmasının ekonomi bölümünde emekli maaşları, asgari ücret, açlık sınırı ve enflasyon rakamlarına değinen Babacan, hükümetin fiyat istikrarını sağlayamadığını savundu.
Enflasyonun yaklaşık yüzde 30 seviyesinde olduğunu belirten Babacan, yıl sonunda da bu oranın üzerinde kalınacağını öne sürdü.
Babacan, “Enflasyon hâlâ yüzde 30 civarında. Yüzde 29 nokta bilmem ne; 30 dememek için. Ama yıl sonunda onu yapamayacaklar. Çünkü baskı artıyor. Yıl sonunu yine yüzde 30’un üzerinde bir enflasyonla kapatacağız.” dedi.
Orta Vadeli Program’daki enflasyon hedeflerini eleştiren Babacan, “Son açıklanan OVP’ye bakın. Enflasyon değil 2027’de, değil 2028’de, ta 2029’da yüzde 10’un biraz altına düşecek diye ilan ediyorlar. 10 yıl geçmiş. 3 yıl daha süre istiyorlar enflasyonu tek haneye indirmek için. Tabii inanırsanız.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişteki faiz ve enflasyon açıklamalarını hatırlatan Babacan, “Tam 10 yıldır kendi patlattığınız enflasyonu tek haneye indiremiyorsunuz. Şu imzayı atın da, şu yetkiyi kullanın da bir enflasyonu düşürüverin. Düşürüverin de görelim. Olmuyor, olmayacak.” diye konuştu.
“Türkiye’nin İtibarını Dört Dolarlık Ettiniz”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, konuşması sırasında cebinden çıkardığı 200 Türk liralık banknot üzerinden Türk lirasının değer kaybını değerlendirdi.
Banknotun ilk tedavüle çıktığı dönemde 134 dolar değerinde olduğunu söyleyen Babacan, konuşmasında dolar kurunun 50 lira seviyesinde bulunduğunu belirterek 200 liranın dört doların altında kaldığını ifade etti.
Babacan, “Şunu bir döviz bürosuna götürün, size dört dolar vermez. Dört doların altında bir şeyler verir bugün itibarıyla. İlk tedavüle çıktığında bu para 134 dolar ediyordu. Ben şimdi soruyorum. Bu paranın değerini kim düşürdü? Bu 134 dolarlık banknotun içerisinden tam 130 dolarlık değeri kim çaldı?” dedi.
Türk lirasının değer kaybının çalışanları, emeklileri, çiftçileri ve esnafı etkilediğini belirten Babacan, “Bu para bizim emeklimizin cebindeki para değil mi? Asgari ücretlimizin cebindeki para değil mi? Çiftçimizin, esnafımızın alın teri değil mi bu para?” diye sordu.
Ulusal paranın ekonomik değerinin yanı sıra egemenlik açısından da önem taşıdığını vurgulayan Babacan, “Bir ülkenin parası o ülkenin itibarıdır arkadaşlar. Bir ülke para basmaya başladığı anda egemenliğini ilan eder. Tarihte hep böyle olmuştur. Bu para itibar meselesidir. Egemenlik meselesidir. Türkiye’nin itibarını dört dolarlık ettiniz ya. Yazıktır, günahtır.” ifadelerini kullandı.
“Fon Dolandırıcılığının Bedeli 100 Yıllık Pancar Üretimine Denk”
Fon dolandırıcılığı nedeniyle şirketlerde yaşandığını belirttiği değer kaybının ekonomik büyüklüğüne dikkat çeken Babacan, kaybın 173 milyar dolara ulaştığını ve Türk lirası karşılığının 8 trilyon 650 milyar olduğunu söyledi.
Türkiye’nin yıllık şeker pancarı üretimini örnek gösteren Babacan, yaklaşık 22 milyon tonluk üretimin ton başına 3 bin 720 lira üzerinden yaklaşık 82 milyar lira değer oluşturduğunu belirtti.
Babacan, “Bu fon dolandırıcılığında şirketlerimizin değer kaybı pancar hesabını vurduğumuzda Türkiye’deki bütün pancar üreticilerimizin tam 100 yıllık üretim değerine bedel.” dedi.
Konya Ovası üzerinden de değerlendirmede bulunan Babacan, fon dolandırıcılığı nedeniyle ortaya çıktığını savunduğu kaybın tarımsal üretimle kıyaslandığında büyük bir ekonomik büyüklüğe ulaştığını ifade etti.
Bireysel yatırımcıların zararlarının ekonominin geneline yansıyacağını belirten Babacan, “Bireysel yatırım yapan yedi milyon hane. Bunların hepsinin birikimlerinde erime var. Bu hanelerin hepsi harcamada frene basacak. İnsanlar harcamada frene basınca ekonomide durgunluk, resesyon riski her geçen gün artıyor. İktidarın yanlışlarının bedelini şu anda tüm millet ödüyor.” diye konuştu.
“Mekke Anlaşması’nın Bu Şekilde Meclis’e Sunulmasına Hayır Diyoruz”
Konuşmasında Mekke Anlaşması’nın TBMM’ye sunuluş yöntemini de eleştiren Babacan, böylesine önemli bir uluslararası anlaşmanın kamuoyuna ayrıntılı biçimde anlatılması gerektiğini belirtti.
Babacan, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne saygı, bu millete saygı ancak ve ancak böylesine önemli bir anlaşmanın basına, topluma daha Meclis’e gelmeden önce detaylıca anlatılmasıyla olurdu. Bu anlaşmayla ilgili münhasır bir basın toplantısı yapılması gerekirdi. Basının soru cevaplarıyla anlaşmanın ruhu daha iyi anlaşılırdı.” ifadelerini kullandı.
Anlaşmanın siyasi sorumluluğunu taşıyan yetkililerin TBMM’de açıklama yapması gerektiğini söyleyen Babacan, “Meclis’te bizzat siyasi sorumluluğu üstlenen kimlerse onların gelip bu anlaşmayı anlatması, savunması gerekirdi. Hiçbirisini yapmadılar.” dedi.
Anlaşmanın içeriği ve amaçlarına ilişkin soruların yanıtlanmadığını savunan Babacan, şu değerlendirmede bulundu:
“Satırlardan anlamadığınız, içinde ne olduğunu bilmediğiniz, kime karşı olduğunu anlamadığınız bir anlaşmayı şimdi getiriyorlar. Meclis’ten bastırıp geçirmeye çalışacaklar. Biz öncelikle bu iş tutuş tarzına, bu üsluba hayır diyoruz.”
Yasama süreçlerinde komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinin önemine işaret eden Babacan, “Kanunların bir lafzı vardır, bir de ruhu vardır ya, o ruh Meclis’teki tartışmalarla oluşur.” ifadelerini kullandı.
Babacan, “Biz bu anlaşmanın getiriliş usulüne de hayır diyoruz. Bu anlaşmanın bu şekliyle ne olduğu belirsiz bir şekilde Meclis’e sunulmasına da hayır diyoruz.” diyerek anlaşmaya yönelik tutumlarını açıkladı.
“Türkiye’yi Çaresiz Bırakmayacağız”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, konuşmasının son bölümünde siyasi mücadelelerini sürdüreceklerini ve Türkiye’nin ekonomik ve kurumsal sorunlarının çözümü için çalışacaklarını söyledi.
Babacan, “Bizde geri adım yok. Çünkü biliyoruz ki arkamızda milletin feraseti var. Arkamızda milletimizin sağduyusu var. Bu topraklarda hâlâ helalinden kazanmak için sabahın erken saatinde işinin başına geçen milyonlar var.” dedi.
Çalışanların, esnafın, çiftçilerin ve gençlerin Türkiye’nin geleceğinde belirleyici rol oynayacağını vurgulayan Babacan, “Türkiye’nin dürüst insanlarını, ehliyetli kadrolarını aynı hedefte buluşturacağız. Devletin kapısında adaleti, ekonomide güveni, milletin sofrasında bereketi birlikte büyüteceğiz.” ifadelerini kullandı.
Babacan, TBMM’deki konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Allah’ın izni, milletimizin desteğiyle bu ülkeye hep beraber şöyle rahat bir nefes aldıracağız. Türkiye’yi çaresiz bırakmayacağız. Çünkü çare işte burada. Buradayız, bir aradayız. Çünkü biz biliyoruz, bu milletle beraber her şey mümkün.”
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmiyorum
0
Aşk
0
Komik
0
Öfkeli
0
Üzgün
0
Vay
0