İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu: “Bu düzen, alın terine karşı haksızdır ve bu haksızlık sürdürülemez”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “İYİ Gelecek İçin Emek Çalıştayı”nın kapanışında çalışma hayatı, sendikal haklar, emekli maaşları, vergi adaleti, genç işsizliği ve iş güvenliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dervişoğlu, çalıştayda ortaya çıkan önerilerin TBMM'ye kanun teklifi ve bütçe değişikliği önergesi olarak taşınacağını açıklayarak, “Rantı değil üretimi, yalnızca üretimi de değil, üreteni ödüllendirmektir.” ifadelerini kullandı.

Ekim 11, 2026 - 15:16
 0  0
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu: “Bu düzen, alın terine karşı haksızdır ve bu haksızlık sürdürülemez”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “İYİ Gelecek İçin Emek Çalıştayı”nın kapanışında yaptığı konuşmada Türkiye ekonomisinin gelir dağılımından sendikal haklara, emekli aylıklarından iş güvenliğine kadar birçok alanda yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. İki gün süren çalıştayda farklı sendikal geleneklerden temsilcilerin, akademisyenlerin ve çalışma hayatının paydaşlarının bir araya geldiğini açıklayan Dervişoğlu, çalıştayın bütün önerilerini siyasi ve yasama gündemine taşıyacaklarını bildirdi.

“BU DÜZEN, ALIN TERİNE KARŞI HAKSIZDIR”

Çalıştayda Türkiye'de emeğin karşılığını alıp almadığı sorusuna yanıt aradıklarını belirten Dervişoğlu, farklı görüşlerden sendika ve konfederasyon temsilcilerinin ortak bir değerlendirmede buluştuğunu söyledi.

Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdik. Emeğin tüm bileşenlerini bir araya getirerek, ‘Bu ülkede alın teri, hakkını ne zaman alacak?’ sorusunun cevabını, çalışma hayatımız, emek dünyamız ve akademik birikimimizin en yetkin isimleriyle birlikte aradık.”

Türk-İş, Hak-İş, DİSK, Memur-Sen, KESK, Hür-Sen ve TİSK gibi farklı gelenekleri temsil eden kuruluşların aynı masada buluştuğunu vurgulayan Dervişoğlu, şöyle konuştu:

“Farklı görüşlerden, farklı geleneklerden gelenler aynı masanın etrafında oturdu. Şu hususta mutabık kaldık: Bu düzen, alın terine karşı haksızdır. Ve bu haksızlık, sürdürülemez!”

Uluslararası Çalışma Örgütünün temel ilkelerine de değinen Dervişoğlu, 1944 tarihli Filadelfiya Bildirgesi'ndeki “Emek bir meta değildir.” ilkesini hatırlattı.

Emeğin yalnızca bir maliyet unsuru olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunan Dervişoğlu, ekonomik kalkınmanın merkezinde çalışanların bulunması gerektiğini ifade etti.

“EMEĞİN MİLLİ GELİRDEN ALDIĞI PAY YÜZDE 38'E GERİLEDİ”

Türkiye ekonomisinin büyüme rakamlarıyla çalışanların gelir düzeyi arasında ciddi bir farklılık bulunduğunu öne süren Dervişoğlu, büyümenin toplumun bütün kesimlerine adil biçimde yansımadığını söyledi.

Dervişoğlu, konuşmasında şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye ekonomisi, kâğıt üzerinde büyüyor, kişi başına millî gelir rekor diye ilan ediliyor. Ama büyümenin meyvesi, çalışanın sofrasına değil, doğrudan doğruya malum çevrelerin kasasına akıyor.”

TÜİK verilerine atıfta bulunan Dervişoğlu, emeğin millî gelirden aldığı payın geçmişte yaklaşık yüzde 52 seviyesine ulaştığını, son büyüme verilerinde ise yüzde 38'e gerilediğini belirtti.

Dervişoğlu, “Bunun adı büyüme değil, bölüşüm şokudur.” dedi.

Türkiye'deki ekonomik yapıyı eleştirirken iktisatçı Adam Smith'in yoksulluk ve toplumsal refaha ilişkin görüşlerini hatırlatan Dervişoğlu, orta gelir grubunun ekonomik gücünü kaybettiğini savundu.

Dervişoğlu, Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Daron Acemoğlu'nun “sömürücü kurumlar” ve “kapsayıcı kurumlar” ayrımına da değinerek, Türkiye'de kaynakların sınırlı bir kesime aktarıldığını ileri sürdü.

Ekonomik model önerisini açıklayan Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Bu yıkımdan çıkışın yolu, tahribatı kabul edip, rotayı vakit kaybetmeden nitelikli üretime çevirmekten geçiyor. Biz buna bolluk ve bereket ekonomisi diyoruz. Bizim ekonomi modelimizin özü, rantı değil üretimi, yalnızca üretimi de değil, üreteni ödüllendirmektir.”

“İŞÇİSİNİ EZEN BİR DÜZEN, MİLLÎ BİRLİĞİ DE EZER”

İşçi sendikacılığı oturumunda sendikal örgütlenme, toplu iş sözleşmesi ve grev hakkının ele alındığını aktaran Dervişoğlu, anayasal güvencelere rağmen çalışanların bu hakları kullanmakta güçlük çektiğini belirtti.

Sendikal barajları, işveren baskılarını ve idari kararları eleştiren Dervişoğlu, metal, maden ve cam sektörlerindeki grevlerin millî güvenlik gerekçesiyle ertelenmesine tepki gösterdi.

“Bu ülkede neler oldu da, cam fırınındaki işçinin ekmeği, millî güvenlik meselesi hâline getirildi?” diye soran Dervişoğlu, grev ertelemelerinin uluslararası çalışma standartlarına uygun biçimde sınırlandırılması gerektiğini söyledi.

Ziya Gökalp'in meslekler arası dayanışmaya ilişkin düşüncelerini hatırlatan Dervişoğlu, “İşçisini ezen bir düzen, millî birliği de ezer.” ifadelerini kullandı.

Dervişoğlu, çalıştayda ortaya çıkan talepler arasında sendikal barajların kaldırılmasının, örgütlenme özgürlüğünün güçlendirilmesinin ve kamu taşeronluğu uygulamalarındaki sorunların giderilmesinin bulunduğunu açıkladı.

“KÖK AYLIK SİSTEMİ TAM BİR SEFALET TUZAĞIDIR”

Sosyal güvenlik oturumunda emeklilerin ekonomik sorunlarının değerlendirildiğini belirten Dervişoğlu, düşük aylık bağlama oranları ve güncelleme katsayılarının emekli gelirleri üzerinde olumsuz etkiler yarattığını savundu.

Konuşmasında en düşük emekli aylığını 23 bin 552 lira, dört kişilik bir ailenin açlık sınırını ise 37 bin 801 lira olarak aktaran Dervişoğlu, emekli gelirlerinin temel ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kaldığını ifade etti.

Kök aylık uygulamasına tepki gösteren Dervişoğlu, şöyle konuştu:

“Kök aylık sistemi tam bir illüzyon, tam bir sefalet tuzağıdır. İktidar, enflasyon zammını emeklinin eline geçen paraya değil, asgari ücretin çok altında kalmış, hayalî kök aylıklara yapıyor.”

Sistemin bazı emeklilerin fiilen zam alamamasına yol açtığını ileri süren Dervişoğlu, “Kâğıt üzerinde zam yapılmış gibi görünüyor ama milyonlarca emeklinin bankamatikten çektiği para bir kuruş bile artmıyor. Yani emekliye fiilen ‘sıfır zam’ dayatılıyor.” dedi.

Dervişoğlu, emeklilik sistemindeki farklılıkların kalıcı bir intibak düzenlemesiyle giderilmesi gerektiğini belirterek, staj ve çıraklık sigortasının emeklilik başlangıcı olarak kabul edilmesini istedi.

Kamu çalışanlarının görevde aldıkları toplam gelir ile emekli aylıkları arasındaki farkın da yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, “Hiçbir emeklimiz, bu devlete verdiği ömrün karşılığında açlık sınırının altında bir aylığa mahkûm edilmemelidir.” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE'DE ADIM ADIM BİR PREKARYA EKONOMİSİ İNŞA EDİLİYOR”

Endüstri 4.0 oturumunda yapay zekâ, robotik teknolojiler ve dijital platformların çalışma hayatına etkilerinin değerlendirildiğini aktaran Dervişoğlu, teknolojik dönüşümün çalışanların güvencelerini zayıflatmaması gerektiğini söyledi.

Uzaktan çalışma, karma mesai ve kısa süreli istihdam modellerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, özellikle dijital platformlar üzerinden çalışan gençlerin sosyal güvence sorunlarına dikkati çekti.

Dervişoğlu, “Yüz binlerce gencimize ‘esnaf kurye’ modeli dayatılıyor. ‘Kendi işinin patronusun’ denilen bu gençler, aslında hiçbir güvencesi olmadan bir uygulamanın insafına terk ediliyor.” dedi.

Güvencesiz istihdamın yaygınlaşmasının ekonomik olduğu kadar toplumsal sonuçlar da doğurduğunu belirten Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bu yeni kitleye dünya literatüründe ‘prekarya’ deniliyor. Güvencesiz, geleceğini planlayamayan, her an işini kaybetme korkusuyla yaşayan yeni bir sınıf oluşuyor. Bu kitle büyüdükçe yalnız ekonomi değil, demokrasi de kırılganlaşıyor. Türkiye'de bugün adım adım bir prekarya ekonomisi inşa ediliyor.”

Türkiye'nin montaj ve fason üretime dayalı ekonomik yapıdan yüksek katma değerli, araştırma ve geliştirme odaklı üretim modeline geçmesi gerektiğini belirten Dervişoğlu, yeşil ve dijital dönüşümün güvenceli istihdam için değerlendirilmesini istedi.

“HER BEŞ GENÇTEN BİRİ NE OKULDA NE İSTİHDAMDA”

“İnsana Yakışır İşler” oturumunda genç işsizliği, kadın istihdamı ve çalışma koşullarının ele alındığını belirten Dervişoğlu, gençlerin eğitimden istihdama geçişte ciddi sorunlar yaşadığını söyledi.

Türkiye'de 15-24 yaş grubundaki her beş gençten birinin ne eğitimde ne de istihdamda olduğunu ifade eden Dervişoğlu, özellikle turizm gibi sezonluk sektörlerde uzun çalışma saatleri, hafta tatili ihlalleri ve kayıt dışı istihdam sorunlarının yaşandığını savundu.

Uluslararası Çalışma Örgütünün “insana yakışır iş” yaklaşımını hatırlatan Dervişoğlu, bu anlayışın adil ücretli istihdam, işçi hakları, sosyal koruma ve sosyal diyalog ilkelerine dayandığını belirtti.

Gençlere yönelik istihdam garantisi önerisini gündeme getiren Dervişoğlu, kadınların çalışma hayatına katılımının artırılması için kamu destekli kreş ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti.

Dervişoğlu, “Gençlerimiz için okuldan işe geçişi destekleyen bir gençlik istihdam garantisine, kadınlarımız için yaygın, erişilebilir ve kamu destekli bir kreş ve bakım ağına ihtiyacımız var.” dedi.

Bakım emeğinin sosyal güvenlik sistemi içinde karşılık bulması gerektiğini belirten Dervişoğlu, “Gençlerini ve kadınlarını eve kapatan bir toplum, kendi geleceğini de karanlığa hapsetmiş olur.” değerlendirmesinde bulundu.

“MAÇIN HAKEMİ, KARŞI TAKIMIN FORMASIYLA SAHAYA ÇIKAMAZ”

Kamu sendikacılığı oturumunda memurların toplu sözleşme süreçlerinin ele alındığını belirten Dervişoğlu, mevcut sistemin kamu çalışanlarının taleplerini karşılamakta yetersiz kaldığını savundu.

Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun bağımsızlığına ilişkin eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, toplu sözleşme uyuşmazlıklarında tarafsız karar mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini söyledi.

Dervişoğlu, şöyle konuştu:

“Toplu sözleşme masası, hakkın arandığı bir müzakere zemini olmaktan çıkmış, iktidarın kendi kararını dikte ettiği bir dayatma masasına dönüştürülmüştür. Anlaşmazlık çıktığında devreye giren Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun bağımsızlığı ve tarafsızlığı güvence altına alınmadıkça, o masadan adalet çıkmaz. Maçın hakemi, karşı takımın formasıyla sahaya çıkamaz!”

Kamu çalışanlarının grev hakkının güvence altına alınmasını isteyen Dervişoğlu, sendikaya üyelik ve sendikadan ayrılma özgürlüğünün de korunması gerektiğini ifade etti.

“DEVLETİN ÖLÇÜSÜ SİYASİ SADAKAT DEĞİL, LİYAKAT OLMALIDIR”

Kamu personel sisteminde liyakat ilkesinin zayıfladığını savunan Dervişoğlu, işe alım ve yükselme süreçlerinde objektif ölçütlerin esas alınması gerektiğini belirtti.

Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig eserindeki devlet yönetimi anlayışına değinen Dervişoğlu, kamu görevlerinde bilgi, dürüstlük ve ehliyetin belirleyici olması gerektiğini söyledi.

Dervişoğlu, “Bugün ise bu ülkede liyakatin yerini mülakatla gelen kayırmacılık almıştır. Bu adaletsizlik, kamu hizmetinin niteliğini ve kamu kurumlarının itibarını içten içe çürütmektedir.” ifadelerini kullandı.

Kamuya girişte temel yöntemin objektif ve denetlenebilir sınav olması gerektiğini belirten Dervişoğlu, zorunlu mülakat uygulamalarında kriterlerin önceden açıklanmasını, süreçlerin kayıt altına alınmasını ve yargısal denetimin sağlanmasını istedi.

“Devletin ölçüsü, siyasi sadakat değil, liyakat ve ehliyet olarak belirlenmelidir.” diyen Dervişoğlu, kadrolu, sözleşmeli ve sürekli işçi statüleri arasındaki ücret ve özlük hakkı farklılıklarının da giderilmesi gerektiğini kaydetti.

Kadın kamu çalışanlarının yönetim kademelerinde daha fazla temsil edilmesi gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, ücret sisteminin görev, sorumluluk, eğitim, uzmanlık, risk ve çalışma koşulları dikkate alınarak düzenlenmesini önerdi.

“ÖĞRETMENLERİMİZE MEVSİMLİK İŞÇİ MUAMELESİ YAPILIYOR”

Eğitim çalışanlarının sorunlarına da değinen Dervişoğlu, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerin aynı görevleri yerine getirmelerine rağmen farklı haklara sahip olmalarını eleştirdi.

Özel okul öğretmenlerinin taban maaş güvencesinin kaldırılması nedeniyle ekonomik sorunlarla karşılaştığını savunan Dervişoğlu, bazı öğretmenlerin yaz aylarında işten çıkarıldığını belirtti.

Dervişoğlu, “Yıllarını eğitime vermiş öğretmenlerimize adeta mevsimlik işçi muamelesi yapılıyor. Bu göz yaşartıcı bir durumdur.” dedi.

Vakıf üniversitelerinde görev yapan akademisyenlerin de iş güvencesi ve çalışma koşulları bakımından sorunlar yaşadığını ifade eden Dervişoğlu, eğitim çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesi gerektiğini söyledi.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün “Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” sözünü hatırlatan Dervişoğlu, öğretmenlerin ekonomik kaygılarının eğitim sisteminin niteliğini etkilediğini belirtti.

Dervişoğlu, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik ayrımının kaldırılmasını, öğretmenlerin eşit haklarla kadroya geçirilmesini, özel okul öğretmenleri için kamu öğretmen maaşına bağlı taban ücret güvencesinin yeniden getirilmesini ve vakıf üniversitelerindeki akademisyenlere iş güvencesi sağlanmasını istedi.

“KAŞIKLA VERİLEN ZAM, KEPÇEYLE GERİ ALINIYOR”

Adil ücret ve vergilendirme oturumunda çalışanların alım gücü ile vergi sisteminin değerlendirildiğini belirten Dervişoğlu, asgari ücretin yılda bir kez artırılmasının enflasyon karşısında çalışanları korumadığını savundu.

Asgari ücretin geniş bir çalışan kesimi için temel ücret düzeyine dönüştüğünü ifade eden Dervişoğlu, gelir vergisi dilimlerinin yeterince güncellenmemesi nedeniyle ücretlilerin yıl içinde daha yüksek vergi yüküyle karşılaştığını söyledi.

Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Gelirler, kâğıt üzerinde artıyor gibi görünüyor ama işçi de memur da daha yaz gelmeden kendini, çok kazananların ödemesi gereken üst vergi dilimlerinde buluyor. Ocakta alınan maaş, aylar ilerledikçe buharlaşıyor.”

Vergi sistemindeki adaletsizliğin çalışanların gelir kaybını artırdığını ileri süren Dervişoğlu, “Kaşıkla verilen zam, kepçeyle geri alınıyor.” dedi.

Türkiye'de toplam vergilerin yüzde 62'sinin dolaylı vergilerden oluştuğunu belirten Dervişoğlu, KDV ve ÖTV gibi vergilerin dar gelirli vatandaşların üzerindeki yükü artırdığını savundu.

Bordrolu çalışanların ödediği gelir vergisinin şirketlerin ödediği kurumlar vergisini geride bıraktığını öne süren Dervişoğlu, vergi sisteminde kapsamlı değişiklikler yapılması gerektiğini ifade etti.

Dervişoğlu, asgari ücretin refah payı gözetilerek belirlenmesini, gelir vergisi dilimlerinin enflasyon dikkate alınarak güncellenmesini ve temel ihtiyaç ürünlerindeki dolaylı vergi yükünün azaltılmasını önerdi.

“Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınan adil bir düzen kurulmadan, bu sömürü çarkı kırılamaz.” diyen Dervişoğlu, vergi politikalarının gelir dağılımını iyileştirecek şekilde düzenlenmesi gerektiğini kaydetti.

“2025 YILINDA EN AZ 2 BİN 105 İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ”

İş sağlığı ve güvenliği oturumunda çalışma hayatındaki denetim mekanizmalarının ele alındığını belirten Dervişoğlu, iş cinayetleri ve çocuk işçi ölümlerine dikkati çekti.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerini aktaran Dervişoğlu, 2025 yılında en az 2 bin 105 işçinin hayatını kaybettiğini, yaşamını yitirenlerin 94'ünün çocuk olduğunu söyledi.

Dervişoğlu, iş kazalarına ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Yalnızca 2025 yılında en az 2 bin 105 işçimiz işe gitti ama evine dönemedi. Bunların 94'ü çocuktu. Her seferinde bunların kayıplarına ‘kader’ dendi. Açıkça ilan ediyorum: Bu ülkede iş kazası diye anılan ölümlerin büyük çoğunluğu kader değil, ihmaldir ve tamamen önlenebilir cinayetlerdir.”

İş güvenliği uzmanlarının doğrudan denetledikleri işverenlerden ücret almasının bağımsız denetimi zorlaştırdığını savunan Dervişoğlu, iş sağlığı ve güvenliği sisteminin yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi.

Dervişoğlu, iş güvenliği uzmanlarının kamu güvencesiyle bağımsız bir yapıda istihdam edilmesini, sendikalar ile işçi temsilcilerinin denetim süreçlerine katılmasını ve iş müfettişi sayısının artırılmasını önerdi.

Habersiz ve etkin işyeri denetimlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, işçi ölümlerinin önlenmesi için denetimlerin bağımsız biçimde yürütülmesini istedi.

“EMEĞİN KURTULUŞU, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ”

Çalıştayın genel değerlendirmesinde ekonomik sorunların mevcut yönetim sistemiyle bağlantılı olduğunu savunan Dervişoğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne yönelik eleştirilerini dile getirdi.

Toplu sözleşme süreçleri, grev ertelemeleri ve kamu kurumlarının bağımsızlığına ilişkin sorunların yönetim sisteminden kaynaklandığını ileri süren Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Konuştuğumuz sorunların hiçbiri tesadüf değildir. Toplu sözleşme masasında hakemin iktidarın formasını giymesi, grevlerin bir gecede ertelenmesi, TÜİK'in, SGK'nın, çalışma hayatını denetleyen kurumların tek bir iradenin gölgesinde kalması, bütün bunlar, adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen ucube yapının doğal sonuçlarıdır.”

Siyasi kurumların yapısının ekonomik adalet üzerinde belirleyici olduğunu savunan Dervişoğlu, “Çünkü, yetkiyi gasp eden siyasi kurumlar, alın terini de gasp eder.” dedi.

İYİ Parti'nin parlamenter sistem hedefini yineleyen Dervişoğlu, “Bu yüzden emeğin kurtuluşu, rasyonelleştirilmiş parlamenter sistemin inşasından, bağımsız kurumlardan ve hukukun üstünlüğünden ayrı düşünülemez. Adalet olmadan refah olmaz, hesap sorulmadan bereket gelmez.” ifadelerini kullandı.

“ÇALIŞTAYDAN ÇIKAN HER ÖNERİ MECLİS'TE KANUN TEKLİFİMİZ OLACAK”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, çalıştayda dile getirilen taleplerin yalnızca değerlendirme olarak kalmayacağını, somut siyasi girişimlere dönüştürüleceğini açıkladı.

Dervişoğlu, emek dünyasına yönelik taahhüdünü şu sözlerle duyurdu:

“Dün söylediğimi bugün de tekrarlıyorum ve sizlerin huzurunda milletimize ve emek dünyamıza taahhüt ediyorum: Bu çalıştaydan çıkan her öneri, Meclis'te kanun teklifimiz, bütçede değişiklik önergemiz, yurt sathında mücadele başlığımız olacaktır.”

Çalıştayda ortaya çıkan önerilerin İYİ Parti'nin gelecekteki hükümet programında da yer alacağını belirten Dervişoğlu, üretim ekonomisine geçişin temel hedefleri arasında bulunduğunu söyledi.

Dervişoğlu, “Bu öneriler iktidarımızda hükümet programımızın emek başlığını oluşturacaktır.” dedi.

Ekonomide üretilen değerin adil biçimde paylaşılması gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, “Ekonomimizde üretilen değeri hakça bölüşeceğimiz bir refah düzeni, artık sadece bir siyasi tercih değil; ülkemiz için bir mecburiyet ve bir varoluş meselesidir.” ifadelerini kullandı.

“BÜTÜN ÜRETENLERİN ONURLA YAŞADIĞI BİR TÜRKİYE HAYAL DEĞİLDİR”

Çalıştayın kapanışında organizasyona katkı sunan sendika ve konfederasyon temsilcilerine, akademisyenlere, milletvekillerine ve sivil toplum kuruluşlarına teşekkür eden Dervişoğlu, etkinliğin iki günlük programını planlayan ve koordine eden İYİ Parti Tüm Sendikalar ve Kamu Çalışanlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Türkoğlu ile çalışma arkadaşlarının emeklerine de değindi.

Çalışma hayatına ilişkin politikalarının temelinde üretim ve sosyal adaletin bulunduğunu belirten Dervişoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Madem ki dünyayı emek inşa ediyor, o hâlde dünyanın nimetlerinden de en çok emek pay almalıdır. İşçisiyle, memuruyla, emeklisiyle, sanayicisiyle, esnafıyla, çiftçisiyle bütün üretenlerin onurla yaşadığı bir Türkiye, asla hayal değildir.”

Dervişoğlu, siyasi tercihlerini çalışanların yaşam koşullarını iyileştirmekten yana kullandıklarını belirterek, “Mesele bunu tercih eden ve etmeyen siyasi anlayışlar arasındadır. Bizim tercihimiz, her zaman onurlu bir yaşamdan yanadır.” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, katılımcılara teşekkür ederek “İYİ Gelecek İçin Emek Çalıştayı”nın sona erdiğini duyurdu.

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmiyorum Beğenmiyorum 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Öfkeli Öfkeli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0