Türkiye Aleyhine 495 Milyon Dolarlık Kritik Karar: Akfel Dosyasında Ne Oldu?

Türkiye kamuoyunda neredeyse hiç bilinmeyen uluslararası tahkim dosyasında, Türkiye Cumhuriyeti’nin yaklaşık 495 milyon doların yanı sıra faiz ve yargılama giderleri ödemesine hükmedildiği ortaya çıktı. Akfel Grubu yatırımlarıyla ilgili kararın ardından Türkiye iptal ve revizyon süreçlerini başlatırken, ödemenin yapıldığına ilişkin kamuya açık doğrulanmış bir kayıt bulunmuyor.

Tem 19, 2026 - 18:31
 0  1
Türkiye Aleyhine 495 Milyon Dolarlık Kritik Karar: Akfel Dosyasında Ne Oldu?

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine enerji sektöründeki Akfel Grubu yatırımları nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık uluslararası tahkim kararı verildiği ortaya çıktı.

Uluslararası tahkim alanında yayın yapan Global Arbitration Review’ın 7 Mayıs 2026 tarihli haberine göre, Dünya Bankası Grubu bünyesindeki Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözüm Merkezi’nde (ICSID) oluşturulan tahkim heyetinin çoğunluğu, Türkiye’nin Singapur merkezli Akfel Commodities Pte. Ltd. ile Hollanda merkezli I-Systems Global B.V.’ye yaklaşık 495 milyon dolar tazminat ödemesine karar verdi.

Kararda ana paranın yanı sıra faiz ve yargılama giderlerinin de Türkiye’ye yüklenmesi öngörüldü. Davacı şirketler, faiz dahil 1 milyar doların üzerinde tazminat talep etmişti. Tahkim heyeti talebin tamamını kabul etmedi ancak davacıların uyuşmazlığın büyük bölümünde haklı bulunduğunu belirtti.

Türkiye’yi Kollektif Hukuk ve Arnold & Porter temsil etti

Tahkim dosyasında Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki savunması, uluslararası hukuk bürosu Arnold & Porter Kaye Scholer ile İstanbul merkezli Kollektif Hukuk Bürosu tarafından yürütüldü.

Dosyada Türkiye adına Kollektif Hukuk Bürosundan İsmail Cenk Dilberoğlu, Ahmet Dülger, Yusuf Çalışkan, Yusuf İslam Özkan ve Ahmet Levent Görez görev aldı.

Arnold & Porter ekibinde ise Paolo Di Rosa, Maria Chedid, Monty Taylor ve Sally Pei’nin yanı sıra çeşitli kıdemli avukat ve danışmanlar yer aldı. Türkiye’nin ekonomik ve zarar hesaplamalarına ilişkin uzmanlık çalışmalarını Quadrant Economics yürüttü.

Davacı Akfel Commodities ve I-Systems Global şirketlerini ise uluslararası hukuk bürosu Freshfields Bruckhaus Deringer ile Karkın & Yüksel temsil etti. Davacıların ekonomik değerleme çalışmalarında FTI Consulting ve Compass Lexecon görev aldı.

Karar “ceza” değil, yatırım tazminatı

Dosya kamuoyunda “Türkiye’ye yarım milyar dolarlık ceza” şeklinde yorumlanabilecek olsa da hukuki açıdan söz konusu karar bir ceza değil, uluslararası yatırım tahkimi kapsamında verilen tazminat kararı niteliği taşıyor.

Davanın resmî adı, Akfel Commodities Pte. Ltd. ve I-Systems Global B.V. / Türkiye Cumhuriyeti olarak kayıtlara geçti. Dosya, ICSID bünyesinde ARB/20/36 numarasıyla görüldü.

Davacılar, Türkiye’de doğal gaz, elektrik, yenilenebilir enerji, mühendislik, emtia ve sanayi alanlarında faaliyet gösteren Akfel Grubu şirketlerindeki yatırımlarının devlet müdahaleleri sonucunda ekonomik değerini ve kontrolünü kaybettiğini ileri sürdü.

Dava, Türkiye ile Singapur ve Türkiye ile Hollanda arasında imzalanan karşılıklı yatırımların korunması anlaşmalarına dayandırıldı. UNCTAD’ın yatırım uyuşmazlıkları veri tabanında da davanın Hollanda-Türkiye ve Singapur-Türkiye yatırım anlaşmaları kapsamında açıldığı, uyuşmazlığın gaz ve enerji sektöründeki Akfel Grubu yatırımlarını ilgilendirdiği belirtiliyor. (investmentpolicy.unctad.org)

Şirketlere 2016 sonrasında el konuldu

Global Arbitration Review’ın aktardığı tahkim kararına göre, Akfel Grubu bünyesindeki Türk şirketleri 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından FETÖ/PDY ile bağlantılı oldukları iddiasıyla devlet denetimine alındı.

Grubun kurucuları ve sahipleri olarak gösterilen Fatih Baltacı ile Murad Baltacı hakkında adli süreçler yürütüldü. Murad Baltacı tutuklanarak yargılandı ve terör örgütüne yardım suçlamasıyla mahkûm edildi. Fatih Baltacı’nın ise yurt dışında bulunduğu ve Türkiye’ye dönmediği aktarıldı.

Akfel Grubu şirketleri kayyum yönetimine alınırken şirketlerin yönetimi ve varlıkları daha sonra Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun kontrolüne geçti. Tahkim heyetinin iki üyeden oluşan çoğunluğu, bazı şirket ve varlıkların satışına başlanmasını ekonomik el koymanın kesinleştiği aşama olarak değerlendirdi.

TMSF’nin resmî internet sitesinde de 5 Kasım 2025 tarihli “Akfel Gaz Grubu TİB Satış İlanı” yer aldı. (tmsf.org.tr)

Davacı şirketler ne iddia etti?

Singapur ve Hollanda merkezli davacı şirketler, Türk makamlarının uyguladığı tedbirlerin yatırım anlaşmalarıyla koruma altına alınan mal varlıklarının kontrolünü ortadan kaldırdığını savundu.

Davacılar, şirketlerin yeterli usul güvencesi sağlanmadan kayyum yönetimine alındığını, yabancı şirketlerin hissedarlık durumunun dikkate alınmadığını, şirketlerin ekonomik faaliyetlerinin ve gelir üretme kabiliyetinin ortadan kaldırıldığını ileri sürdü.

Ayrıca Türk makamlarının şirket sahiplerinin FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu yönündeki iddialarının, yatırımlara uygulanan tedbirleri haklı gösterecek nitelikte yeterli ve somut kanıta dayanmadığını savundular.

Davacıların ekonomik değerleme uzmanı olarak tahkim sürecinde görev yapan Compass Lexecon da 6 Temmuz 2026’da yayımladığı açıklamada, uyuşmazlığın Akfel Grubu’nun Türkiye’deki doğal gaz ve enerji yatırımlarına el konulduğu iddiasına dayandığını ve davacıların 1 milyar doların üzerinde tazminat talep ettiğini açıkladı. (compasslexecon.com)

İki hakem Türkiye’yi sorumlu buldu

Üç kişilik tahkim heyetinde başkan olarak Avusturyalı hukukçu August Reinisch görev yaptı. Davacılar tarafından Oscar Garibaldi, Türkiye tarafından ise Brigitte Stern hakem olarak belirlendi.

Reinisch ve Garibaldi, Türkiye’nin sorumluluğu bulunduğu yönünde oy kullanarak çoğunluğu oluşturdu. Stern ise karara karşı çıktı.

Çoğunluk, Türkiye’nin yatırım anlaşmalarındaki üç temel yükümlülüğü ihlal ettiği sonucuna ulaştı:

Türkiye’nin yabancı yatırımlara adil ve hakkaniyetli muamele sağlama yükümlülüğüne aykırı davrandığı, yatırımların keyfî veya ölçüsüz işlemlerle zarara uğratılmaması ilkesini ihlal ettiği ve şirketlerin kontrolünün tazminat ödenmeden ortadan kaldırılmasının dolaylı kamulaştırma oluşturduğu kabul edildi.

Dolaylı kamulaştırma, devletin bir malın tapusunu veya hisselerini doğrudan kendi üzerine geçirmese bile yatırımcının mal varlığı üzerindeki kontrolünü, ekonomik değerini ve gelir elde etme imkânını fiilen ortadan kaldırması anlamına geliyor.

Hisselerin yurt dışına devri tartışmanın merkezinde

Türkiye’nin tahkim sürecindeki en önemli savunmalarından biri, Akfel Grubu’nun Türk sahiplerinin şirket hisselerini uyuşmazlık çıkacağını öngörerek Singapur ve Hollanda’daki şirketlere devrettiği iddiası oldu.

Türkiye, bu yapılanmanın gerçek bir yabancı yatırım amacı taşımadığını; Türk vatandaşları ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki bir uyuşmazlığın uluslararası tahkime taşınabilmesi için oluşturulduğunu savundu.

Tahkim çoğunluğu ise hisse devirlerinin 2015 sonu ile 2016 başlarında yapıldığı tarihte 15 Temmuz darbe girişiminin, olağanüstü hâl tedbirlerinin ve Akfel şirketlerine yönelik somut el koyma işlemlerinin yüksek olasılıkla öngörülebilir olmadığı sonucuna ulaştı.

Çoğunluk, yatırım yapılanmasının ancak belirli devlet tedbirlerinin yüksek olasılıkla öngörüldüğü bir aşamada değiştirilmesi hâlinde “süreç istismarı” sayılabileceğini değerlendirdi.

Çoğunluk, sunulan delilleri yeterli bulmadı

Kararın en tartışmalı bölümlerinden biri, Baltacı kardeşlerin FETÖ/PDY ile bağlantılı olup olmadığına ilişkin değerlendirmeler oldu.

Global Arbitration Review’ın aktardığına göre tahkim çoğunluğu, ByLock kullandıkları, Bank Asya’da işlem yaptıkları ve bazı iş dünyası kuruluşlarıyla bağlantılarının bulunduğu yönündeki iddiaları, yatırım anlaşmaları bakımından uygulanan tedbirleri haklı gösterecek düzeyde ikna edici bulmadı.

Çoğunluk, Akfel şirketlerinin terör örgütüyle bağlantılı olduğunu gösteren yeterli kanıt bulunmadığı sonucuna ulaştı. Türk makamlarınca yürütülen soruşturma ve yargılamaların, davacıların yatırımlarından mahrum bırakılmasının aracı hâline geldiğini değerlendirdi.

Bu değerlendirme, Baltacı kardeşler hakkında Türk yargısı tarafından verilen kararları ortadan kaldıran bir beraat hükmü niteliği taşımıyor. ICSID heyeti bir ceza mahkemesi değil; uyuşmazlığı uluslararası yatırım anlaşmaları açısından inceleyen tahkim heyeti olarak görev yapıyor.

Türkiye’nin seçtiği hakemden sert karşı oy

Türkiye tarafından tahkim heyetine atanan Brigitte Stern, çoğunluk kararına 29 sayfalık karşı oy yazısıyla itiraz etti.

Stern, uyuşmazlığın gerçekte Türk vatandaşları ve Türk şirketleri ile Türk devleti arasında bulunduğunu; şirketlerin yabancı ülkelere taşınmasıyla davanın yapay biçimde uluslararası uyuşmazlığa dönüştürüldüğünü savundu.

Stern’e göre şirket hisselerinin Singapur ve Hollanda merkezli yapılara aktarılmasının ikna edici bir ekonomik veya ticari gerekçesi bulunmuyordu. Türkiye’de 2015 yılı itibarıyla Bank Asya, Feza Medya Grubu ve Koza İpek Grubu gibi yapılara yönelik tedbirlerin başladığını belirten Stern, Akfel sahiplerinin kendilerine yönelik devlet müdahalesini öngörebilecek durumda olduğunu ileri sürdü.

Stern ayrıca tahkim çoğunluğunun, Baltacı kardeşlerin FETÖ/PDY ile bağlantılı olup olmadığını değerlendirmek suretiyle bir ceza mahkemesi veya Türk mahkemelerinin temyiz mercii gibi hareket ettiğini savundu.

Karşı oyda çoğunluk için “yapay” ve “sahte çoğunluk” ifadelerinin kullanılması da uluslararası tahkim çevrelerinde tartışma yarattı. Davacılar tarafından atanan Oscar Garibaldi ise ayrı açıklamasında başkan Reinisch’in gerekçelerini daha güçlü bulduğu için ortak karara katıldığını ve çoğunluğun hukuken geçerli olduğunu belirtti.

495 milyon dolarlık tutar nasıl hesaplandı?

Tahkim heyeti, el konulduğu kabul edilen şirket ve yatırımların ekonomik değerini yaklaşık 570 milyon dolar seviyesinde hesapladı.

Hesaplamada Akfel Grubu şirketlerinin borçları, bazı hisse satın alma opsiyonları, tahsil edilemeyen alacaklar ve diğer ticari yükümlülükler dikkate alınarak çeşitli indirimler yapıldı.

Yaklaşık 95 milyon dolarlık net borç şirket değerinden düşülürken, Gazprom bağlantılı olduğu belirtilen 27 milyon dolarlık bir hisse satın alma opsiyonu tazminata dahil edilmedi. Davacıların talep ettiği vergi kaynaklı ilave ödeme de kabul edilmedi.

Sonuçta Türkiye’nin yaklaşık 495 milyon dolar ana para ödemesine hükmedildi. Davacıların yargılama giderlerinin yüzde 75’inin de Türkiye tarafından karşılanmasına karar verildi. Türkiye’nin kendi avukatlık, uzmanlık ve tahkim giderlerini ise kendisinin karşılaması öngörüldü.

Compass Lexecon’un açıklamasına göre tahkim heyeti ayrıca Türk devlet tahvili faizleri esas alınarak yıllık yüzde 5,4 oranında bileşik faiz uygulanmasını kabul etti. Bu nedenle karar uygulanırsa Türkiye’nin karşılaşacağı toplam mali yükün 495 milyon doların üzerine çıkması bekleniyor. (compasslexecon.com)

Parayı kim ödeyecek?

Davanın davalı tarafı doğrudan Türkiye Cumhuriyeti olduğu için karar uygulanır ve ödeme aşamasına gelirse yükümlülük Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ait olacak.

Ödeme, herhangi bir kamu görevlisi veya kurum yöneticisi tarafından kişisel olarak karşılanmayacak. Mali yük, devletin ilgili bütçe ve Hazine kaynakları üzerinden kamu bütçesine yansıyacak.

Devletin daha sonra sorumluluğu bulunduğunu değerlendirdiği kişi veya kurumlara rücu etmesi ise ancak ayrı bir idari veya adli süreç sonucunda mümkün olabilecek.

Türkiye iptal sürecini başlattı

Türkiye, tahkim kararının ardından ICSID sistemi içindeki iptal yoluna başvurdu. UNCTAD kayıtlarında dosyanın mevcut durumu “iptal süreci devam ediyor” şeklinde gösteriliyor.

İptal talebini incelemek üzere Hi-Taek Shin başkanlığında Olufunke Adekoya ve Michele Potestà’dan oluşan üç kişilik özel komite oluşturuldu. (investmentpolicy.unctad.org)

ICSID’de iptal süreci normal bir temyiz niteliği taşımıyor. İptal komitesi, davayı ve tazminat miktarını baştan incelemek yerine tahkim heyetinin yetkisini açık biçimde aşıp aşmadığına, temel usul kurallarının ihlal edilip edilmediğine ve kararın yeterli gerekçe içerip içermediğine bakıyor.

Türkiye ayrıca Mart 2026’da kararın revizyonu için ayrı bir başvuruda bulundu. Kamuya açık uluslararası tahkim kayıtlarında revizyon sürecinin de devam ettiği belirtiliyor. (jusmundi.com)

Türkiye ödeme yaptı mı?

19 Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye’nin 495 milyon dolarlık ana parayı, faizi veya karşı tarafın giderlerini ödediğini gösteren kamuya açık ve doğrulanmış bir kayıt bulunmuyor.

Bu nedenle “Türkiye 495 milyon dolar ödedi” ya da “yarım milyar dolarlık kamu zararı kesin olarak gerçekleşti” denilmesi mevcut bilgilerle mümkün değil.

Ancak Türkiye aleyhine bağlayıcı nitelikte bir tahkim kararı verilmiş olması, faiz işlemeye devam etmesi ve iptal ile revizyon başvurularının sonucunun henüz belli olmaması nedeniyle kamu bütçesi açısından ciddi bir mali yükümlülük riski oluşmuş durumda.

Türkiye’nin uluslararası hukuk bürolarına, uzmanlara ve tahkim kuruluşlarına yaptığı savunma harcamalarının da kamu kaynaklarından karşılandığı değerlendiriliyor. Bu giderlerin toplam tutarına ilişkin kamuoyuna açıklanmış ayrıntılı bir veri bulunmuyor.

Kararın tam metni kamuya açık değil

CUMHA’nın ulaştığı 16 sayfalık belge, tahkim heyetinin 400 sayfayı aştığı belirtilen gerekçeli kararının tam metni değil; Global Arbitration Review tarafından hazırlanan ayrıntılı haber ve inceleme metni.

Global Arbitration Review, 7 Mayıs 2026 tarihli haberinde kararı daha önce kamuoyuna bildirilmemiş bir tahkim kararı olarak tanımladı. Kararın taraflara 23 Temmuz 2025’te gönderildiği belirtildi.

Tahkim kararının tam gerekçeli metni kamuya açık olmadığı için Türkiye’nin iptal ve revizyon başvurularında ileri sürdüğü bütün hukuki gerekçeler bağımsız olarak incelenemiyor.

Kamuoyu adına yanıt bekleyen sorular

Dosyada Türkiye’nin 19 Temmuz 2026 itibarıyla karşılaşabileceği toplam mali yük, biriken faizin güncel tutarı, uluslararası hukuk ve danışmanlık hizmetleri için yapılan harcamalar, kararın icrasının hangi şartlarla durdurulduğu ve kamu kurumlarının süreçle ilgili herhangi bir idari sorumluluk incelemesi başlatıp başlatmadığı açıklığa kavuşmuş değil.

Ayrıca tahkim kararının neden Türkiye kamuoyuna ayrıntılı şekilde açıklanmadığı, ilgili kamu kurumlarının kararla ilgili resmî bir bilgilendirme yapıp yapmayacağı ve kararın iptal edilmemesi durumunda ödemenin hangi bütçe kaleminden karşılanacağı da yanıt bekleyen başlıklar arasında bulunuyor.

Kaynak notu: Bu haber; Global Arbitration Review’ın 7 Mayıs 2026 tarihli incelemesi, ICSID’nin kamuya açık dosya kayıtları, UNCTAD Yatırım Uyuşmazlıkları Veri Tabanı, TMSF kayıtları ve davacı taraf için ekonomik değerleme çalışması yapan Compass Lexecon’un 6 Temmuz 2026 tarihli açıklaması esas alınarak hazırlanmıştır. Tahkim kararının 400 sayfayı aştığı belirtilen tam metni CUMHA tarafından bağımsız olarak temin edilmemiştir.

 

Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmiyorum Beğenmiyorum 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Öfkeli Öfkeli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0